Eyl 30

UZAY HUKUKU

Tüm Yıldızlar Adedince Selam Dostlar, Evrenin sınırsızlığı karşısında düşüncelerime meteor yağmuru gibi hücum eden sorulara, kendi alanımca çözüm bulmaya çalışacak ve cevaplamaya çalışacağım ayrıca hem içimi dökecek hem de size bu güzel bilgi akışını sağlamanın mutluluğunu yaşıyor olacağım. Elbette öncelikle bana bu fırsatı sunmuş olan STAT’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Hmmm, peki “sen kimsin?”, “alanın nedir?” gibi sorular aklınızı kurcalamadan kendimi tanıtayım. Aslında bu sorular basit ama bir o kadar da önemli ki açıkcası tam anlamıyla bir cevap bulamadım ama yaklaştım gibi biraz şöyle ki; “Sizinle aynı Gezegende ikamet eden, DÜMDÜZ bir İnsanım.”. Sizinle paylaşmak istediğim, sonsuz evren ve gelecekle ilgili olan çoğu soyut olan durumu ve olayı, insanla birlikte varolmuş konusu bakımından insan ve insanlığın gelişimiyle iç içe olan Hukuk disipliniyle birleştirilmiş bir hali.

Hukuk alanı deyince çoğu kimsenin aklına kalın kalın kitaplar, bolca ezber yapılan kanunlar falan geliyor amma korkmayın bu bir yanlış anlaşılma. Aslında Hukuk soyut düşünme ve yorum yapabilme yeteneğini geliştiren ve soyut olanı somut olaya uyarlama sanatıdır. Bu yüzden sizi sıkmamak adına bütün konuları süzgeçten geçirerek en yalın haliyle aktarmaya çalışacağım. Ayy ne çok anlatmaya çalıştım kendimi. Hemen konuya girelim, ne dersiniz?

uzay-hukuku-e1516569062286

Görsel 1: Meşhur Adalet Heykeli; “Kılıç”adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler. Hukukun evrensel ilkelerini simgesel olarak taşıdığı için Themis heykeli adaleti ifade etmektedir.

Hukuk disiplini ile evrenin sonsuzluğunu ve geleceği harmanlayarak 2 farklı hukuk dalı elde etmiş oluyoruz. Öncelikle gelin hukuk disiplini ile evrenin sonsuzluğunu yani bizim diğer bir deyişimizle “Uzay”ı ele alalım. Bu muhteşem ikilinin sonucunda “Uzay Hukuku” ortaya çıkıyor. Hömm, sonra hukuku, geleceğimizi değiştirecek teknolojileri ve iyi olan her şeyi bir kazana atıp kaynatınca da “Bilişim Hukuku” doğuyor efenim. Bayılıyorum bu iki hukuk dalına da ayıptır söylemesi. Çünkü çılgınca, bir düşünsenize bir gün neden olmasın ki diyeceğimiz çok şey var. Mesela ya bir gün Robotlar da haklarını aramak için yürüyüş yaparsa hatta biraz daha özelleştirelim kötü muameleye maruz kaldıkları için yapsalar bunu ( 21.yy da hala Kadınların ve Çocukların, İşçilerin vb kesimlerin haklarını hala arıyoruz ama bakalım Robot arkadaşlarımıza sıra ne zaman gelir umarım aramak zorunda kalmazlar o da ayrı bir dava.). Ya da uzay madenciliği sonucu Dünya’ya gelecek olan madenler, insanlık tarihinin daha önce karşılaşmadığı mikroorganizmaları getirmiş olursa ve insanlarımız bundan dolayı sağlık sıkıntısı çekse “Karantina” alma da bir hukuksal süreç sonuçta.

Tabi konuların çokluğu ve tartışmaya müsait olmasından kaynaklı insanın hangi konuyu seçeceği beynini sulandırıyor. Ben de kendimce bir sistem oluşturdum ve dedim ki; önce bir uzaya gidelim sonra zaman makinemize binip geleceğe gider olası ‘Bilişim Hukuku’ konularını ele alırız. O zaman kemerleri bağlayın çünkü sınırımız hiçbir zaman gökyüzü olmadı, uzaya çıkıyoruz.

Ele almış olduğumuz konuyu öncelikle tarihsel gelişimi açısından incelersiniz ki nasıl şekillendiğini anlayasınız. Uzay hukukunun da geçmişine baktığımızda, ne zaman insanlar uzaya merak duymaya başladığında ve somut adımlar atmaya karar aldığında doğduğunu görüyoruz. Elbette bu doğuşun getirmiş olduğu birtakım sorunsallar da mevcut. “Uzayın sınırları ve egemenlik “ bunlardan sadece bir tanesi. Uzayın sınırlarının bizim için bir sorun teşkil etmesinin sebeplerinden bir tanesi gezegenimizdeki coğrafi alanların ve ülke sınırlarının bir tanımı olması ve bundan hareketle belirli toprak parçasında egemenlik kurmuş devletlerin var olduğunu görüyoruz. Şimdi sınırlarını belirleyemediğimiz Uzay için elbette kimselere de egemenlik hakkı tanımıyoruz. Gezegenimizde doğal bir hak olmadığını düşündüğüm Mülkiyet Hakkının bir sonucu olarak kişinin kendi coğrafyasına egemen olma isteği doğuyor. Şöyle ki; Dünya’da hiç kimsenin mülkünün olmadığını düşünün ve aralarından bir tanesi belli bir konumu belirleyip burası benim diyor. Başka bir kimse de çıkıp orası nasıl senin olur asıl benim.” diyor ve başlıyor çatışma ortamı. Çatışma ortamları büyük kitleleri ilgilendirdiğinde bu durum herkesin bildiği kazananı olmayan savaşlara sebebiyet veriyor. İnsanlık için yeni bir açılım olan Uzay’a bu yüzden Mülkiyet hakkının getirilmemesi gerektiğini ve herhangi bir kesim tarafından egemenlik hakkına sahip olmaması gerektiğini düşünüyorum. Tabi ki ben bu düşünceleri ilk defa düşünen birisi değilim. Uzayın barışçıl amaçlarla inşa edilmesi için anlaşmalar var. Bunlardan bir tanesi olan Ay Antlaşması’nın maddelerini inceleyerek görebiliyoruz insanlığın ortak malı sayılmakta ay ve cisimleri.

Ay ve gök cisimleri ve çevrelerindeki yörüngeler münhasıran barışçı amaçlarla kullanılır. Belirtilen bu uzay alanlarında askeri amaçlı çalışma yapılamaz, askeri üs kurulamaz, nükleer ve kitle imha silahları yerleştirilemez, bu sahalar tehdit amaçlı kullanılamaz. Ancak güvenlik ve araştırma amacıyla askeri personel bulundurulabilir.

Ay ve gök cisimleri insanlığın ortak malı olarak tüm devletlerin erişimine, araştırma yapmasına, istasyon kurmasına ve benzeri faaliyetlerde bulunmasına açıktır. Sayılan bu haklar engellenemez.

Ay-Anlaşması

Madde11- Bu Anlaşma hükümlerinde yansıtıldığı üzere Ay ve doğal kaynakları insanlığın ortak mirasıdır. Ay’da, kullanım ya da işgal yoluyla ya da herhangi bir başka yolla ulusal egemenlik tesis edilemez. Ay’ın yüzeyi veya alt yüzeyi, herhangi bir kısmı veya doğal kaynakları, herhangi bir Devlet, uluslararası ya da hükümetler arası veya sivil toplum kuruluşu, ulusal organizasyon veya sivil toplum kuruluşu veya herhangi bir gerçek kişinin mülkiyetinde olamaz.

Evet, Ay Antlaşması’nın maddeleri böyle ama ne yazık ki bütün ülkelerin kabul etmiş olduğu bir antlaşma değil. ABD, Çin ve Rusya gibi büyük ülkeler 11. madde gereğince kabul etmek istememişlerdir. 11. Madde egemenlik ve mülkiyet konusunu içermektedir. Ancak güzel bir haber vereyim Türkiye Cumhuriyeti olarak Ay Antlaşması’nı imzalayıp taraf haline geldik. Ay Antlaşması bizim için uzay madenciliği konusunda da ışık tutmakta onu da geniş geniş değerlendirelim sonra. Ah ah ah anlatmakla hiç bitmiyor diyebiliriz. Bir daha ki yazı da görüşmek üzere, enerjiniz daim, niyetleriniz iyi, hayallerinize inancınız olsun.

Musmutlu günler dilerim efenim. . .

PlanetYazar: @DümdüzCansu

About the Author:

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: